Wednesday, July 25, 2012

Sabahat Filmer de şöyle giriş yapıyor hatıralarına:

İstanbul yaklaşan baharın neşesi içindeydi; ağaçlar çiçeklerle donanmıştı. Kuşlar ötüyor, gök kubbesi bin renkle süsleniyordu. Rüzgarda doğanın sıcak nefesi şarkılar fısıldıyor, dünyanın uyanışı herkese neşe veriyordu. Yalnız biz, elleri, gönülleri derin bir matemle birbirine bağlı anne ile kızlar bu uyanışı yadırgıyor, kendimizi bu aleme yabancı sayıyorduk.


O sevgiliyi doğunun kara toraklarına bırakıp buralara gelesi daha bir ay olmuştu, ama ruhumuz yüz yılların acısını yüklenmiş, kalbimiz onsuzluğun hasretiyle yanıp kül olmuş gibiydi. Gözlerimiz, içi alev gibi yanan pelerinine sarılı genç Kurmayın vakur duruşunu, heybetli edası ile fırkadan dönüşünü bir daha göremeyecekti. Genç eşi onu kapıda karşılayamayacak, küçük kızı kolları arasında duyduğu eşsiz sevinci bir daha tadamayacaktı.
















Orada bıraktığımız bu kahraman, bu büyük asker benim babamdı. Şimdi hayalini kucaklayacakmışcasına kollarını boşluğa uzatan genç, gözü yaşlı kadın da bahtsız annemdi.

Atatürk Yolunda Büyük Adımlar, Sabahat Filmer, 1983

No comments:

Post a Comment